ATATÜRK’ÜN TERMAL’DEKİ ANILARI

Atatürk ve Yalova Kaplıcaları

Atatürk 1927 yılında daha sonra İstanbul’dan Ertuğrul yatı ile 19 Ağustos 1929 tarihinde Yalova’ya gelmiştir. Atatürk o günün harabe Yalova’sı için “ burası bir su şehri olacaktır” demiş. 20 Ocak 1929 tarihine kadar süre içinde Atatürk Yalova Kaplıcalar ile yakından ilgilenmiş, Dolmabahçe Sarayından Yalova’ya yine Ertuğrul yatı ile sürekli gelip gitmiştir.

Kaya Zengin – Yalova – Sayfa 2 –İstanbul – 1987

Atatürk’ün Termal Sevgisi

Atatürk her yıl 3 ay kalırdı. Yalova’nın insana huzur veren havasına adeta aşıktı. Termal’i çok sevdiğini son günlerini burada geçirmek istediğini birçok kere duymuşumdur.

Cemal Granda (Atatürk’ün uşağı idim) (Hür.Yay.İst.)

Atatürk’ün Yalova’da üç evi vardır. Bunlar

1. Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü İçende bululan Yürüyen Köşk

2. Atatürk Tarım İşletmezsi içinde bulunan ve bugün Atatürk ve Yalova Müzesi olarak kullanılan iki katlı bina Termal’deki Atatürk Köşkü’dür.

Termal’de Murat Köprüsü : Ataürk arkasında Akşam Gazetesi Baş yazarı ve sonradan Dış İşleri Bakanı Necmettin Sadak. Vasıf Çınar ve diğer misafirleri ile birlikte

* Termal’i dünyaca tanınmış bir sağlık merkezi haline getirmeye çalışan Atatürk, yörenin kalkınmış yaşanabilir ve çağdaş bir yer olabilmesi için büyük çaba gösterdi.

Atatürk Yalova dışında hiçbir yere bu karan sık gitmemiş ve hiçbir yerde iki çiftlik, üç ev sahibi olmamıştır.

ATATÜRK YALOVA KAYMAKAMINI GÖREVLENDİRİYOR

Büyük Atatürk Yalova’yı keşfeder. Ataşemiliterlik yıllarında genç subayken Almanya ve Çekoslovakya’da gördüğü su merkezlerinden Baden-Baden’le Karls-Bad’ın bir eşini buraya yapmayı tasarlar. Bu nedenle sık sık Yalova’ya gelir. Batı anlamında güzel bir “su şehri” ni Yalova’da kurmak, düşleriyle plan ve projelerini gerçekleştirebilmek istemektedir. Bir gün babamı yanına çağırır. Atatürk, burada yapmak istediklerini, projelerini ve düşüncelerini birer birer babama anlatır ve onu bu işle görevlendirir.

Babam ilk olarak Yalova ile kaplıcalar arasındaki yolun çift taraflı ağaçlandırılması çalışmasına başladı. Dikilen ağaç fideleri her gün sulanır, bakılır ve hayvanlar tarafından yenmemesi için korunurdu. Yalova’daki kaplıcalar tamamlandıktan sonra modern tesislerde doktorların kontrolünde banyo yapılır ve şifalı sular içilirdi. O dönem İstanbul sosyal hayatının tanınmış simaları 1930’ların moda şapkaları ve çarliston kıyafetleriyle Yalova’ya gelirlerdi.

Atatürk Yalova’da sahil şeridinde olan iki çiftlik de satın almıştı. Bunlardan birisinin adı Millet, diğeri Baltaçı Çiftliği olarak adlandırılmıştı. Bu çiftliklerin yönetim, denetim ve kontrolünü de babam üstlenmişti. Atatürk’ün şahsi malı olan bu çiftliklerin bütün giderleri şahsi hesabından karşılanırdı. Hatırlarım; harcamalar için ihtiyaç duyulduğunda Atatürk’ün bankadaki hesabından para çekmek gerekirdi. Atatürk bankalardan para çekme yetkisini babama vermişti.

Kaplıcalardan kasabaya, dolayısıyla denize inen ağaçlı yolun sağındaki çiftlikte, modern tarımın bütün incelikleri uygulanmaya konmuştu. 1930’lu yıllarda tavukçuluk alanında gerçekten teknolojik ilerlemeler kaydediliyordu. Avrupa’dan getirilen kuluçka makinelerinde, suni yollarla yumurtadan civciv çıkarılırdı. Tavuk ve yumurta üretiminde görülmemiş bir hız kazanılmıştı.

Sütçülük alanında da teknolojik gelişmeler uygulamaya konmuştu. Ben ilk defa pastörize sütü orada tanıdım. Yalova’da hazırlanan pastörize süt ve tereyağı burada, ambalaj makineleri ile paketlenir, şişlenir, İstanbul’a gönderilirdi. O yıllarda İstanbul sosyetesi Pangaltı çevresinde otururdu. Avrupa ile yakın ilişkileri olan ve Avrupa hayatını yakından bilenler, Atatürk’ün çiftliğinde üretilen bu ürünleri kapış kapış alırlardı.

Türkiye’de ilk kez pastörize tereyağı ve süt, günlük hayatımıza böylelikle girmiş oluyordu.